Her Suça Ceza Gerekir Mi?
29 Mart 2025, Cumartesi 13:40Her suçun cezası mutlaka olmalı mıdır? Veya cezası olmayan suç olabilir mi?
Ceza hukukunda mecburiyet zorunluluk
nefsi müdafaa nedeniyle işlenen suçlar genellikle özel olarak ele alınır.
Dostoyevski suç ve ceza
romanında işlediği suç nedeniyle
bu soruların cevabını arar.
Fakir insanları parası ile sömüren
bir tefeciyi öldürüp ondan aldığı parayı iyilik yolunda kullanmanın suç olup olmayacağını VİCDANİ olarak sorgulamaktadır kitabında.
Ona göre suç hukuki her türlü haksızlıktır.
Ama o eylemini bir haksızlık olarak değil bir hak arayışı olarak sunar bize.
Öldürdüğü kişinin başka hayatları yok ettiği için yaşamayı hak etmediğini düşünmüş ve bu kararı almıştır.
Hakları elinden alınmış ve haksızlığa uğramış rus halkının hak arayışını
mücadele adına bir metafor olarak
sunar okuyucuya.
İşlediği suça,bozulmuş rus hukukunun
ne ceza vereceği umurunda değildir.
Asıl olarak Allahın,işlediği bu cinayet ve suç için ceza verip vermeyeceğini bilmek veya anlamak ister.
Vicdani bir itiraz geliştirir romanında.
Vicdanı ilahi mahkeme olarak algılar.
İnsanın bir iş yaparken vicdanı rahatsa
Allah katında da rahat olacağına inanır.
Ruhen ve Ahlaken ölmüş toplumuna her kötünün ölümü ile hayat vereceğine inanır.
Her bir kötünün ölümü belki bir iyilik ve güzellik doğurur diye sürekli umudu arar.
İslami kültürde şöyle bir inanç vardır
Birini haklı olarak öldürmek de
haksız yere öldürmek de insanı
KESİN cehenneme götürür diye inanırız.
Oysa Kuran'daki ayet şöyledir
"Kim haksız yere bir cana kıyarsa cehennemdeki yerine hazırlansın"
Yani ölümü hak etmiş birini öldüren kişi için kesin cehennemliktir diyen bir ayet bildiğim kadarıyla yok.
Sanki işlediği suçun cevabını Kuran'dan
bulmuş gibi bir yol haritasına sahiptir.
Suç ve ceza romanında yazar kendi gözüyle Rus toplumunun1850de
başlayan Batılılaşma sürecini anlatıyor.
Vicdanı ayna olarak kullanıp o ayna ile toplumunun bozuluşunu bize izletiyor.
Aynı şeyi Kemal Tahir de romanlarında
Osmanlı'dan Batılılaşmaya geçiş sürecini eleştirirken bize aktarır.
Dostoyevski İçsel sorgulamalar yaparken kapitalist mantığın insanların vicdanını ve ahlakını nasıl çürüttüğünü ve toplumun nasıl bozulduğunu örnek karakterlerin psikolojik analizi ile aktarır okuyucuya.
Psikolojik çözümlemeler ve tahliller yaparken varoluş ve yokoluş meselesini derinden kavramaya çalışır.
"Tanrı yoksa herşey mübahdır"
cümlesini ona kurduran nedir acaba?
Aşırı dindar oluşu mu?
Yoksa toplumun mutlaka bir tanrıya inanması gerektiğine olan inanç mı?
Psikolojik zemini tam anlamak ister.
Romanın kahramanı Raskolnikov'dur.
O Vicdanın ve Ahlâkın sembolüdür.
Diğer karakterlerin çoğu şımarık ve zenginleşmiş olan ahlakı ve vicdanı bozulmaya başlamış tiplerdir.
Batı tarzı kapitalist zihniyetle
yeni tanışmış rus insanının
yeni kazandığı davranış kalıblarını
analiz ederken sistemi bize tanıtır.
Şehvet düşkünü Svidrigaylov
Borç para verdiği insanları borcunu ödeyemeyince rehin alan tefeci Alyona.
Kendini beğenmiş zengin ve züppe
avukat Lujnii.
Fakirlikten kötü yola düşmüş Sonya.
Paragöz ev sahibi ile mücadele ederek
açlık ve fakirlikle dört kızını büyüten
verem hastası Anne Katerina.
Roskolnikovun tek dostu vardır.
O da temiz kalmış Razumihindir.
Rasko hukuk okuyan fakir bir öğrencidir.
Karakterlerin mesleklerine dikkat...
HUKUK okuyan VİCDANLI bir gençtir o.
Kitap,toplumun para kazanmak için
nasıl kirlenip kötülüğe bulaştığının psikanalitik alt yapısını içerir.
Roman Rasko'nun etrafındaki fakirlere olan merhametinden dolayı tefeci bir kadını öldürüp ondan aldığı parayı
fakirlere dağıtması ile başlar.
Kapitalist kültür ile tanışan 19.yüzyıl
Rus toplumunun aşama aşama vicdanını yitirişini katil bir insanın psikolojisi ile -Raskonun vicdanı-üzerinden bize sunar.
Vicdanıyla ve ahlaklı bir insan gibi yaşayarak yeni yayılan hayat tarzını reddeder.
Çevresindeki herkes Raskolnikova çok güvenir ve sever ama ne yazık ki kimse onu anlamaz.
Bu nedenle yalnızlaşıp kendi içine kapanır.
Anlamak mı yoksa anlaşılmak mı daha önemlidir diye bir soru sorar okuyucuya.
Çünkü toplumun bu hale gelmesini vicdanı bir türlü kabul etmez.Bencil değildir.
Sürekli toplumun önemine vurgu yapar.
Toplumunu anlamaya çalışırken
kendisinin artık anlaşılmadığını farkeder.
Çünkü toplum için artık ahlaklı ve vicdan sahibi insan olmak çok önemli değildir.
Çevresi para için her türlü yalanı talanı hırsızlığı meşru görmektedir artık.
Kendisini anlamayanlarla yaşamanın imkansız olduğunu iliklerine kadar hisseder.
Raskonun ahlakı,vicdanı ve düşünceleri onlardan farklılaşmış ve kendisini artık
o topluma ait hissetmemektedir.
Realiteye boyun eğmek istemez.
Çareler aramaya başlar.
Yaa kendisi toplumun rengine boyanacaktır yada toplumunun özünü hatırlaması için düşünsel bir
mücadeleleye başlayacaktır.
Harekete geçmek için düşüncelerinin değişmesini beklemez.
Ona göre düşünceler eylemleri izlemelidir.
Raskolnikov'un SUÇ'u iyiliği düşünmektir.
Kapitalist tiplere itiraz ederek
para merkezli hayat anlayışını sürekli eleştirerek yaşamaya devam eder.
Bu nedenle paraya hiç değer vermez ve üzerinde para olduğu zamanlarda tamamını ihtiyacı olanlar için harcar.
Kendisi aç ve perişan olmasına rağmen açlıktan ölmek üzere olan çocuklara devamlı yardım eder.
İnsanların kurtuluşu için savaşıp kan döken Hz Muhammed ile Napolyonun savaşlarını kendi bireysel kan dökmesine örnek olarak ele alır.
Tefeci Alyona'yı öldürünce vicdanını rahatlatacak bir meşru yol bulmaya çalışır.
Eğer özgür olmak ve toplumun kurtuluşu için kan dökmek meşru ise neden benim yaptığım meşru olmasın ki diye düşünür.
Amaç toplumun huzuru ve değişimi ise neden benim yaptığım suç olsun diyecektir
Ona göre fakir insanların para karşılığı eşyalarını rehin alıp kanını emen tefeci kadının kanını döküp parayı muhtaç insanların kurtuluşuna harcamaktan
daha insani birşey olamaz.
Bu eylemini erdem olarak tarif edecektir.
Ama Rasko artık bir katildir.
Bir insanı öldürmesine rağmen paraya
kul olmuş bir aciz olmamakla övünür.
Bu arada kadını öldürmesine rağmen dürüst ve vicdanlı iyi bir insan olarak yaşamayı kız kardeşine nasihat eder.
Asıl düşüncesini açıklarken
suç ile günahın birbirinden
farklı olduğu sonucuna varır.
Her suçun günah olmadığını
bazı günahlarında cezası olmaması gerektiğini savunur.
"İnsanların açlıktan ölümüne sebep olan zenginlerin kan emici hayvan gibi öldürülmesinden daha doğal ne olabilir ki?"diye rüyasında mırıldanır.
Sivrisinek bile insanı ısırınca öldürülüyor.
Asıl vermek istediği mesaj olarak
sistemin değiştirilmesini istemektedir.
Ahlaksızlığın,vicdansızlığın sistemden kaynaklandığını,eğer paranın egemen olduğu sistem yok edilmezse tüm hayatların telef olacağını
kimsenin temiz kalamayacağını iddia eder.
Romanı okurken türkiye'nin batılılaşma ve kapitalistleşme serüvenin rusya'ya çok benzediğini farkettim doğrusu.
İnsanımızın bu duruma düşmesini
daha iyi analiz edebiliyorum.
Maalesef ne vicdan kaldı ne ahlak.
Bildiğiniz gibi bedenin canlılığı için
biricik hayat kaynağı kandır.
"Kan emilirse beden kansızlıktan ölür.
Emeği,ekmeği,vicdanı,ahlakı sömüren ve çalan zenginler kan emici vampirlerdir"
Zenginler,sürekli parayı merkeze çekerek ve biriktirerek insanları fakirleştirip hayallerini ve hayatlarını yok ediyorlar.
Vücuttan kanın boşaltılması ile zenginin aç gözlü davranarak piyasadan parayı komple çekip boşaltması arasında paralellik yok mudur?diye sorar.
Ona göre ikiside ölümdür.
Biri bireyi diğeri toplumu öldürür.
İnsan,kanını emen en küçük bir sivrisineği bile kolayca öldürüyorsa bu insanların bir sivrisinekten daha aşağılık olduklarına inanır.
Aslında ona göre düşman zengin insan değildir.Para hırsını doğuran sistemdir.
İşlemiş olduğu suçun vicdan azabını ise ruhunda hep hisseder.
Aslında öldürdüğü tefeci kadın parayı temsil eden Kapitalizmdir.
Hz ibrahim gibi balta ile kadına vurur.
Balta ile kadına vururken parası ile insanı döven zengin insan arasında empati kurar.
Para sahiblerinin bu kadar acımasız olmasına çok şaşırır.
İnsan nasıl bu kadar bencil olabilir ki?
Suç ve ceza,paranın tek belirleyici olduğu zamanlarda insanın para karşısında nasıl perişan olacağının hikayesidir.
Vicdanındaki sesin sürekli verdiği rahatsızlıkla sonunda polise teslim olur.
Temiz vicdan ve ahlak sahibi olan annesi, kız kardeşi ve kötü insanların eline düşmüş Sonya'dan dua etmelerini ister.
Çünkü sadece temiz insanlar yardım istenmeye layıktır diye düşünür.
Tanrıya inanmadığı halde onun rahmetinin kendisini kurtaracağına inanmaktadır.
Kitabın sonunda kendi suçu için bireysel tevbe yaparken-Hac Çıkarma-
bu kadar insanın ölümüne sebep olanların ise toplumsal bir tevbe yani değişim göstermesi gerektiğini umutla bekler.
Bu arada kitabı bitirirken Dostoyevski'nin Kuran'ı çok iyi bildiğini fark ettim.
İnşallah iman etmiştir.
Sevgi ve bilgi ile kalın...
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum