AYLİN SOLMAZ

AHLAKİ İDEALİZM VE ULUSUN ÇÖKMESİ

AHLAKİ İDEALİZM VE ULUSUN ÇÖKMESİ

A
a
Günlük hayatımızda davranışlarımızın değer yargılarımızın bir çoğunu ahlak oluşturur.  Ahlak günümüzden bu yana hiçbir zaman geçerliliğini kaybetmemiştir. Her ulusun, her sınıfın, tek başına bir kişinin bile bir ahlaki görüşü vardır,  bu ahlaki görüşler farklılık ve çeşitlilik gösterebilir. Fakat hepsinin ortak tarafı ahlakın varlığının kabulüdür. Bir eylemi gerçekleştirirken ya da eyleme karar verirken seçim yapmamız gerekir ve yaptığımız seçimler ahlak açısından iyi veya kötü sonuçlanabilir. Ahlak öğretilerinde iyinin tanımına baktığımızda birçok tanımı vardır. Mutluluk, haz, ödevi yerine getirme, doğruluk , sevgi vb.  gibi iyi anlayış ahlak tiplerini ayırır. Ahlak öğretilerini birbirinden ayıran nokta iyi üzeri anlayışları, iyiyi tanımlamalarıdır. Ahlakların birleştiği bir diğer nokta iyi ve kötü kavramlarını bilmeleridir,  fakat insan iyi ve kötünün ne olduğunu günümüzde de bilmiyor. Düşüncenin içeriği dayattığı düzen çağlara ve uluslara göre değişim göstermektedir. Toplumsal yapı değiştikçe davranış biçimleri üzerinden ahlak değerlerimizde değişiyor. Ulusların,  çağların çeşitliliğine karşılık ahlak kuralları ulustan ulusa çağdan çağa değişime uğrar. Çevrenin büyüklüğünün değişmesiyle ahlaki değerlerde değişir. Örneğin, insanların büyük bir çoğunluğu savaşta karşı tarafı öldürmeyi yasak saymaz ahlaksal bir ödev olarak görür. Afrikalı ilkel bir insan ile Avrupalı uygar bir insanın ahlaki görüşleri birbirinden farklıdır bunun nedeni sahip oldukları kültür ve bulundukları çevreleridir.  Ahlak yasaları başlangıçta nerden geldiği, niçin konuldukları sorgulanmadan düşünürlerin bile olduğu gibi kabul ettiği yasalardır. Düşünülmeyen, sorgulanmayan yasalar, Yunan aydınlanması ile kabul gören ahlak yasaları sorgulanmaya başlandı ve çeşitli devletlerin ,çeşitli kavimlerin siyasi,politik yaşamlarında olduğu gibi törelerinde çeşitlilikler olduğunun farkına varıldı.   Bu yasaların insanlar tarafından benimsenmediği sonucu ortaya çıktı. Ahlak yasaları insanlar tarafından konulmuş yasalardır. Hal böyle olunca mutlaklığı ortadan kalkar. Her zaman geçerli bir iyi yoktur sadece iyinin değişen içerikleri vardır. Ahlak değerlerini varlık olarak kabul edenler olduğu gibi toplum tarafından iyi olarak kabul edilen davranışların iyi olduğunu savunanlarda vardır. Bunun sonucunda bütün ahlak değerlerini belirleyen toplumun çoğunun inandığı düşüncedir ama bazen değerli görülmeyen toplum tarafından değerli görülebiliyor. Toplumun çoğunluğu iyi olarak kabul ettiği durumları bazen iyi bulmayabiliyoruz . Sokrates toplumum çoğunluğuna karşı çıkmış bir düşünür toplum tarafından görülmeyen değerleri görmüş ve kendi yaşamına uygulamıştır. İnsanlar her ne kadar bireysel bir varlık olsa da toplumun bir parçası bizler dünyaya geldiğimiz andan itibaren toplumla yaşıyoruz ve toplumla başka insanlarla olan ilişkilerimizi ortaya çıkaran belirleyen ahlaktır.
 
Çevremizde başkalarını düşünmeyen saygılı davranmayan bir insana bencil diyoruz.  Bir yerde başkalarına kayıtsız kaldığı için ahlakça aşağı buluyoruz. Bugüne baktığımızda bizim kültürümüzde bütün ahlak buyruklarının birlikte yaşadığımız insanların istekleri yararına olduğunu görüyoruz.  Bu durum kendi isteklerimizi baskı altına almaya başkalarının isteklerini göz önünde bulundurmaya yöneliktir.  Bir yerde kendimize karşı durmaktır. Toplumun bizden ne beklediği istekleri bize bildirilir,  bu nedenle bütün ahlak yasaları bir buyruk niteliği taşır. Her ahlak bu buyrukların yerine getirilmesini itaat edilmesini ister itaat özgürlüğü ortadan kaldırır özgürlük olmayınca ahlakta ortadan kalkar birbirleriyle bağlantılıdır. İnsanın yapmış olduğu bir eylemden sorumlu tutulabilmesi için özgür olması gerekir.  Ahlaklı olmamız için özgür olmamız gerekiyor fakat Ahlakta bize itaati şart koşuyor. Ahlaktaki yasayı koyan toplumda olabilir devlette hatta tek insan bile koyabilir. Önemli olan kimden gelirse gelsin bir ödev duygusu olduğudur. Bize itaati zorlayan yollar vardır bunlardan biri kör ya da otomatik itaat bu itaat türlerinin sadece buyrulmuş olması yeterlidir. Tam bir körlük hipnotize olma görülür bu durumda hareketleri yöneten hipnotize edendir edilenin kişiliği ortan kaldırılmıştır. Daha doğrusu uyuşturulmuştur. Böyle mekanik bir itaat tabi normal olmayan bir durumdur fakat yaşamda hipnotize edilmeden kör inanca veya kör itaate rastlıyoruz. Örnek vermek gerekirse çocukların kişilikleri henüz kurulmadığı için itaati otomatiktir.  Hipnotize edilen de, çocuk kör itaati de ahlakça yargılamanın dışındadır fakat kişiliğin  eksik oluşu kendi kendine düşünememe yeteneksizliği çocuklarda olduğu gibi yetişkinlerde olabilir.  İnsanlar hipnotize etmeden başkalarını düşünce ve ahlak yönünden uyuşturabilirler kişiliklerini etkisiz hale getirirler hatta büsbütün yok ederler. Böylece insanlarda kör bir inanmanın ve kör bir itaatin koşulları hazırlanmış olur. İnsanların bencillik duygularını uyandırıp ahlak bakımından körleştirirler. Bir ahlak buyruğunu yerine getirilmesi istenirken insan bunu yapıp yapmamakla özgür bırakılmıştır ve sonunda bir mükafat veya cezayla karşılaşmıştır.  İnsan buyruğu yerine getirirken göz önünde bulundurduğu mükafat burada ahlaksal eylem sadece araçtır.
Bu sebeple ahlaksal eylemin değeri görülmez hale geliyor. Ahlaksal sorumluluğu birisinden alıp diğer bir kişiye veremeyiz bu anlamda ahlaksal sorumluluk bir yük haline getirmiş oluruz ki yük değildir. Çünkü biz insanlardan özgürlük bekleriz yaptıkları davranışların bilincine varmalarını yaptıkları davranışların açıklamalarını yapmalarını isteriz. Ahlakça sorumluluğu olmayan insanın ahlakından bahsetmek oldukça güçtür. Özgürlük olmadan sorumluluk olmayacağına göre ahlak ile özgürlük eş değer anlam taşımaktadır. İtaati ise başkasının isteklerini yerine getirme olarak dar anlamda alırsak hiçbir itaat ahlaka uygun olmaz. Düşünce özgürlüğünün ortadan kalktığı noktada kör bir inanma kör bir itaat söz konusu olur bu durumda her zaman ahlaka aykırıdır. Kısaca itaati kölelik olarak almamamız gerekir yoksa ahlak olmaz.  İnsanlar toplumun veya çevrelerinin ön yargılarını bağlıdırlar insanlar çoğunlukla çevrelerinin değerlemelerini kendi değerlemeleri gibi benimserler ve inanırlar başka kişilere körü körüne bağlanıp kendi kişiliklerinin özgür olduğunu zannederler. Fakat özgür değillerdi,  insanların etkisiz bir hal almasından faydalanacak devletlerde vardır çünkü insanlar etkisiz bir hal alarak daha çabuk itaat altına alınabilirler ve böylece insanlar üzerinde egemenlik daha kolay kurulmuş olur.  Yaptırımda daha fazla uygulamış olurlar. Çocuklar küçük yaşlarda anlayamadıkları konuları ezbere öğretirler böylelikle sorular cevaplandırılmaz susturulur ve soru sormaları yasaklanmış olur kuşkuları çözülecekleri yerde o kuşku duydukları şeyler üzerinden düşünmeleri yasak edilir. Bu durum giderek yetişmekte olan insanda düşünmeksizin uyacak kendisine yasak edilen durumlarda düşünmeden kabul edecek bir yerde itaat edecek kendi düşüncelerini görmemezlikten gelecek kendisinden buyrulan şeyler belki doğru olabilir ama insanın düşünceleri körleştirmek insanlar için bir karşı koyma olmadan kör bir inancın kör bir aletin oyuncağı haline gelmek demektir. İnsanları köle haline getirmek ahlakın kendisini de ortadan kaldırmış olur. Peki bu durumda devlete düşen ödev nedir insanları uyandırmaktır. İnsanların yaşadıkları körlükleri ortadan kaldırarak insanı başkaları karşısında insan yapan yetenekleri uyandırmak özellikle ahlak eğitiminin ahlak üzerinde kendi kendine yargılama yapabilecek duruma getirmek olmalıdır. İnsanların düşünceleri kötürümleştirilmemelidir ortaya çıkarılmalıdır. Her insan kendi karalarını kendi özgür düşüncesi ile vermelidir. Toplumda yaşıyoruz ve toplumun bir parçası olduğumuza göre ahlak dışı yaşamamız mümkün değil böyle bir durumda eğitime düşen görev insanların kendi seçimlerini yapabilecekleri bir duruma getirmek özgür düşünceli insanlar yetiştirmek sonunda kendi istediği ve gerek gördüğü için itaat etmesini sağlamaktır. Kant’ın ahlakı daha çok kendini sınırlama ahlakıdır klasik ilkçağ ahlakı ise kendini sınırlama ahlakı değil , kendini gerçekleştirme ahlakıdır daha çok kendini geliştirmeye dayanır bu bakımdan özgürlük daha çok bir anlam kazanıyor . Sokrates’in ahlak anlayışına göre ahlakların bir buyruk, bir gereklilik niteliği yoktur bir isteme niteliği vardır: buyruk biçiminde dışarıdan gelen bir isteme değil benden gelen bir isteme gereklilik ahlakına karşılık bu ahlaklarda özerklik ve özgür düşünce hakimdir. Düşünüş ve ahlak bakımından geri kalmış olmanın ya da burada söz konusu olan ahlak uyuşukluğu durumunun ahlak bakımından kötü olduğunu ve değer verilmeyeceğine hiç kuşku yoktur. Toplumda yaşadığımıza göre toplumun yasalarına ve ahlak kurallarına uymamız bir ödev,sorumluluk olarak karşımıza çıkar ama bu kuralları kendinden varlıklar veya mutlak varlıklar olarak görmeyip toplumda yaşayan insanların ortalama isteğinden başka bir şey olmadığı anlaşılırsa bu ilkelere tutum alabilmede özgür olacağımız kabul edilmiş olur kendisini geliştirmiş bir insan ahlak ilkelerini veya buyruklarını düşünerek sorgulayarak topluma göre değerlendirmesi gerekir ve bu ilkelere karşı gerekirse tavır alabilmelidir ilkelere uymak kadar onlara karşı gelebilmelidir sonuç olarak insan düşünen bir varlıktır kişilerin özgür yetişmesini düşünmemesini sorgulamasını,tartışabilmesini,seçim yapabilmesini istemeyen bir toplumda ödev bilincini uyandırmaz sadece toplumdaki insanlardan kör bir itaat beklerler bu da sonunda toplumun ahlakını kültürünü çöküşe götürür.
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Sİzce Dolar daha fazla yükselir mi?

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR

1 Çay Kaşığı Dilinizde Bekletirseniz...

1 çay kaşığı balı dilinizde bekletirseniz...

Sıcacık içeceğinizden veya çorbanızdan bir yudum almak için sabırsızlanıyorsunuz ancak ilk yudumda diliniz öyle bir yanıyor ki geri kalanının keyfini çıkaramıyorsunuz.

Üstelik dilinizin iyileşmesi uzayınca yediklerinizden hiçbir tat alamayacaksınız. Peki dil yanması nasıl çabuk iyileştirilir?

Ağzınızdan nefes alın
 
Sıcak bir şey yedikten sonra hemen tükürün, dilinizi dışarı çıkarıp ağzınızdan nefes alıp vermeye başlayın. Ağzınızdan nefes aldığınızda soğuk hava içeri girerek yanmayı azaltır.

Soğuk bir şey yiyin/için
 
Hızlı bir şekilde soğuk bir şey yiyip içmek dilinizin sıcaklık derecesini düşürecek, inflamasyonu azaltacak ve doku hasarını önleyecektir. Buz ya da bozlu dondurma emebilirsiniz. Soğuk bir içecekten küçük yudumlar alın.

Ağzınızda ılık su çalkalayın
 
2013'te yapılan bir araştırmaya göre, yanıklardan sonra oluşan hasarı azaltmak için ılık su kullanılabilir. Ilık su, mikrosirkülasyonu arttırarak dokuların ölmesini engelliyor. Ilık suya biraz da tuz atarsanız enfeksiyonu önleyecektir. 1/2 çay kaşığı tuzu bir bardak ılık suyla karıştırıp ağzınızda 30 saniye çalkaladıktan sonra tükürün. Diliniz iyileşene kadar günde birkaç kez uygulayabilirsiniz.

Bal
 
Bal, antibakteriyel özelliğiyle bakterinin hasar gören ciltte enfeksiyon oluşturmasını engelliyor; şişliği ve acıyı azaltıyor, iyileşmeyi hızlandırıyor. 1 çay kaşığı balı dilinize yayın, dilinizin üzerinde mümkün olabildiğince bekletin. Gün 2-3 kez tekrarlayın. Bal 1 yaşının altındaki çocuklara verilmemelidir!

Şeker
 
Şeker yanma hissini yatıştırır. Tat alma duyusunu geliştirir. 1 çay kaşığı şekeri dilinize koyup dilinizi damağınıza yaslayıp şeker eriyene kadar bekleyin. Kan şekeriniz yüksekse tavsiye edilmez!

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat
bakishaber